Kafa ve Yüz Cerrahisi (Kraniomaksillofasiyal Cerrahi)

Malforme bebeklerin tanrılaştırıldığı veya tam aksine yok edildiği devirlerden çok sonra bu deformasyonların tedavi edilebileceği fikri ortaya atılmıştır. İlk başlarda kraniyofasiyal deformiteler basit deri sütürleriyle tamir edilmeye çalışılmış , daha sonra sıra anatomik düzeltmeler yapmaya gelmiştir. 1890’da Marie-Lannelongue ilk kraniyosinostosis ameliyatını yayınlamıştır. Gillies ve Harrison 1950’li yıllarda esasında travma vakalarında sık  kullanılan Le Fort III osteotomiyle kraniyofasiyal distosiste orta yüz ilerletmesi yapmaya çalışmış ancak maalesef başarısızlıkla karşılaşmışlardır. İlk önemli başarıyı 1960’da Paul Tessier , Apert ve Crouzon’lu hastalarda kranyum ve orta yüzün cerrahi rekonstrüksiyonuyla elde etmiştir. 1967’de yine Tessier hipertelorizm probleminin yegane çözümünün intrakraniyal yaklaşım olduğunu, orbitaları mobilize edip orta hatta birleştirerek göstermiştir. Paul Tessier’in üzerinde en fazla durulması gereken katkısı , kraniyofasiyal cerrahinin bir ‘‘tek kişilik şov’’ olmadığını görmesi ve bir multidisipliner kraniyofasiyal ekibi oluşturmasıdır.

Farklı disiplinlerden gelen bilim adamlarının bilgi, görüş ve katkıları hastanın tanı ve tedavisinin daha doğru ve hızlı olmasını sağlamaktadır. Bu ekipte esas olarak plastik cerrah, beyin cerrahı, ortodontist, radyolog, tıbbi genetikçi, oftalmolog, KBB uzmanı, anestezist, psikolog, FTR uzmanı, konuşma terapisti ile tıbbi fotoğrafçı ve ressam bulunur.

Tanı yapılan tam klinik muayene, soy ve özgeçmiş incelenmesi, sefalogramlar, 3 boyutlu CT, MRI, 3 boyutlu fotoğraflama ile konulur. Ailenin genetik yapısının incelenmesi önem taşır. Kraniyum ve yüzdeki anomaliler yanında vücudun diğer bölgelerinde , bilhassa el ve ayaklardaki deformiteler özenle araştırılır. Hastanın çeşitli fotoğraflarından geniş bir arşiv hazırlanması çalışmanın önemli bir kısmını oluşturur.

Doğumsal anormalilerin kraniyomaksillofasiyal ekip tarafından yapılan değerlendirmesinde hastanın anatomik yapısı, ailenin-hastanın beklentisi, gurubun estetik anlayışı birleştirilerek deformitenin düzeltilmesi yanında çekici bir yüz elde edilmeye çalışılır. Aileye ideale ulaşabilmek için birden fazla ameliyat gerekebileceği daima anlatılır ve onay alınır. Ameliyata belirli bir planla başlanılmasına rağmen operasyon sırasında mükemmele yaklaşabilmek adına belirli değişiklikler yapmak gerekebilir ; yani cerrahi ekip daima yapılan ameliyat öncesi ölçümlere sadık kalma durumunda değildir.

Kraniyomaksillofasiyal cerrahinin ana gayelerinden biri de deformasyonu olan çocukları bilhassa okul çağından önce normale en yakın şekle mümkün olduğunca getirerek  onları arkadaşlarının bazan çok ağır da olabilen alaylarından, takılmalarından koruyup psikolojilerini iyi düzeyde tutabilmektir. Kafa gelişiminin etkilendiği kraniyosinostoz hastalarında genellikle cerrahi yaklaşımlar beynin hızla büyüyerek 2.5 katına çıktığı hayatın ilk 18 ayı içinde yapılmaya çalışılır. Ancak belirgin intrakranyal basınç artışı (tek sütür sinostozisinde %13 , çoklu sütür tutulumunda %40 oranında görülür) beyin ve hayatı tehdit ediyorsa ameliyatı daha erken yapmak tercih edilir. Dudak yarığı olan bebeklerde operasyon için 3. ay, damak yarığı varsa 9. ay beklense de hastalar okul çağından önce mutlaka görülerek dudak ve burun bölgesinde deformite varsa düzeltilmeye çalışılır. Kulak deformitelerinde (kulağın yokluğu veya kepçe kulak deformitesinde) ise kulak gelişiminin önemli derecede erişkindeki boyuta ulaştığı 4-6 yaş aralığı beklenir. 

BİR CEVAP YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir