Dupuytren Hastalığı Tedavisi

Elde avuç içinde deri ile derin yapılar arasında ‘fasia’ adı verilen subkütanöz fibrillerin bulunduğu fibro-adipoz doku mevcuttur. Dupuytren hastalığı; sıklıkla bu fibro-adipoz katmanın kalınlaşması ile oluşan, ileri dönemlerinde elde ağır fonksiyon kaybına neden olabilen, nedeni tam bilinmeyen bir hastalıktır. Benzer fasya tabakasının kalınlaşması ayak ve peniste de görülebilmektedir.

 

Nedeni tam olarak bilinmemekle beraber fasia da oluşan biyokimyasal değişiklikler sonucu oluştuğu düşünülmektedir. nörosifiliz, pulmoner tüberküloz, serbest radikaller, HIV enfeksiyonu gibi birçok sebep gösterilmiştir; Bunlar arasında hastalığın ancak alkol kullanımı ve diyabet ile ilişkisi kesin olarak gösterilebilmiştir. Sıklıkla; her iki elde, 40 yaş üstü erkeklerde ve kuzey Avrupa kökenli insanlarda oluşur. Şeker hastalarında, alkoliklerde hastalığın görülme sıklığı artmaktadır.

 

Hastalık yavaş ve sinsi başlar. İlk olarak avuç içinde özellikle 4 ve 5. parmaklar hizasında, oluşan ağrısız şişlikler görülür. Giderek şişlik artarak bir bant şeklinde kalınlaşmaya başlar. Ciltte oluşan şişlik ve sertleşme arttıkça parmakların esnekliği etkilenir. Hasta avuç içini düz zemine koyduğunda , el ayası yere temas etmez ve kubbe şeklini alır. Hastalık ilerledikçe tendonları, komşu damar ve sinirleri de etkileyebilir. Hastanın parmağını açması giderek zorlaşır. Bu nedenle elini yıkaması, eldiven giymesi, alkışlaması ve nesneleri kavraması bozulur. Dupuytren kontraktürü genellikle ağrılı değildir ancak hastalık sonucunda fasianın kalınlaşması nedeniyle gelişen kontraktür, ciltte buruşma ve  tendonlardaki yapışıklık nedeni ile oluşan deformite rahatsız edicidir.

 

Hastalığın tanısının konulması için fizik muayene yeterlidir. Hasta bölgenin üzerindeki derinin çukurlaşması oldukça karakteristiktir. Derinin altında, hareket ettirilemeyen bir doku şeridi de olabilir. Bileğin pozisyonundaki bir değişiklik kontraktürü etkilemez. Tanı konulduktan sonra hastalığın ilerlemesinin gözlem altında tutulması önemlidir. Avuç içi aşağıya gelecek şekilde elin düzgün bir yüzeye konulduğunda parmaklar açılamaz ise cerrahi tedavi gerekebilir. Testin sonucu negatif bile olsa, zaman zaman bu testi tekrarlamanız gereklidir. Tekrarlanan muayenelerde klinik tablo kötüye gidiyor ise yine ameliyat kararı verilebilir. Çoğunlukla ağrılı olmamasına rağmen parmakların esnekliğinin gittikçe azalması zaman içinde hastalarda rahatsızlığa yol açabilir. Ameliyattan sonra sıklıkla normal hareket yeteneğinin tamamı veya çoğu geri dönse de bazı kimselerde rahatsızlık nüksedebilir.

 

Tedavide temel amaç, etkilenen elde bozulmuş olan fonksiyonel kapasiteyi ve deformiteyi tekrar düzeltmek ve nüksü önlemektir. Erken evrelerde ilerlemeyi azaltmak için uygun hastalarda kortizon enjeksiyonu yapılabilir. Ama mutlaka doktor kontrolünde olunmalı ve parmakta açamama başladığı anda uygun cerrahi işlemle müdahale edilmelidir. Parmakta gerginliğe ve hareket kısıtlılığına neden olmayan nodüllere cerrahi gereksizdir.

Birçok cerrahi yöntem tanımlanmış olup cerraha ve hastaya göre uygulanacak yöntem değişebilmektedir. Cerrahi müdahalede  geç kalındıkça, uygulanan cerrahi müdahaleden sonra hareketli parmak elde etme şansıda azalmaktadır.

Ameliyat, büzüşmüş dokuların çıkarılması ve bazı vakalarda vücudun diğer bölgelerinden alınan derinin bu bölgeye nakledilmesi (greft) ya da diğer cerrahi girişimlerden oluşur. El birkaç gün ya da hafta açık pozisyonda parmaklarla birlikte sarılacak ve daha sonra parmak ve el egzersizlerinden oluşan fizik tedavi başlayacaktır.

 

Cerrahi sonrası komplikasyonlar yara iyileşmesi ile ilgili problemler, enfeksiyon, hematom, sinir yaralanması (nöroma-hipoestezi), arter yaralanması (soğuk intoleransı-dolaşım bozulması), eklem sertliği olarak sıralanabilir. Refleks sempatik distrofi gelişebilir.

BİR CEVAP YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir